KORONAVİRÜS’ÜN ETKİLERİ ve YENİ PRATİKLERİMİZ

Selamlarrr, Instagram Blog için içerik“oylamasında “Kitap önerileri” ile yarışan “Koronavirüs Etkileri” bir oy ile kaybedince biraz üzüldüm ve bu konu hakkında da bir şeyler yazma ihtiyacı duydum 🙂

Birçoğumuz için günler, gündüzleri online işler, eğitimler ya da farklı kaliteli ve verimli aktiviteler ile geçiyor. Fakat gündüzleri uzaklaşmaya çalıştığımız kaygılarımız akşam televizyon kanallarındaki haberleri izlerken tekrar gün yüzüne çıkıyor. Ve bedenimizin sızlatan ağrılı bir hastalık gibi her yerini sarıyor. Bir ay sonramızı hatta ertesi günümüzü belirleyecek o yeşil tabloya göz atmaktan kendimizi alamıyoruz çünkü hala birçok şey çok belirsiz ve biz bu belirsizliğin bizi nasıl bir normalleşmeye götüreceğini merak ediyoruz ve biz korkuyoruz.

İlk önce sağlığımızı kaybetmekten korktuk, en çok da sevdiğimiz insanları kaybetme korkusuna boğulduk sonra süreci psikolojik ve ekonomik olarak nasıl yıkılmadan atlatacağımızı düşündük. Ve şimdi de değişen dinamiklerle eski normal pratiklerimize nasıl döneriz bunu sorguluyoruz. Ama bence asıl soru şu “Koronavirüs sürecinin bize sağladığı yeni pratikler neler?”. O zaman gelin Koronavirüs’ün etkileri, getirdikleri ve götürdükleri üzerine biraz konuşalım.

Empati Yeteneği

Hep konuşulan ama asla tam anlamıyla başarı sağlayamadığımız “toplu yaşama bilinci”, kendimizle birlikte bir başkasını da düşündüğümüz, tanımadığımız insanların da yaşam haklarına saygı duyduğumuz ve hukuksal anlamda uyum sağladığımız sürecin izlerini görebiliyoruz. Hasta olup olmadığımızın belli olmadığı şu günlerde empati kurarak bir başkasının yaşam hakkına saygı duyup evlerimize kapandık. Hiçbir şeyin taşıyıcısı olmamak için çaba harcadık. Bence sürecin yarattığı toplu empati yeteneğimiz süreçten sonra da devam edebilir.

Dönüşen Şehir

Yaşam stili değişen bir şehrin mimari ve mekansal olarak aynı kalması beklenemez elbette. Örnek olarak sosyal mesafenin gereklilikleri ile değişen emlak tercihlerinden bahsedebiliriz. İnsanlar toplu konutlarda yaşamak yerine müstakil tek katlı konutlara yöneliyor ve sakin alanları tercih ediyor. Tüm dünyanın en kalabalık şehirleriyle birlikte bizde de şehirler “Cittaslow“a dönüşmeye başladı belki de bu duruma yönelim artabilir. Kalabalık kamusal alanlardan kaçınma, toplu taşıma da tekli ve mesafeli oturma, marketlerin belli insan kapasitesini aşmaması, uzun kuyruklara müsaade edilmemesi, düzgün beslenme anlayışının artması…yavaş tempolu şehirlerin temellerini kuruyor.

http://mervezana.com/

İnteraktif Eğitim

Durumun getirdiği zorunluluklar ile birlikte gerçekleşen online,interaktif eğitim dijitalin önemini ve zor olsa da eğitimin uzaktan da yürütülebileceğini gösterdi. Sosyal hayatımızın başlangıcı olan okullar farklı bir yöntem denedi : kilometrelerce, şehirlerce yol katetmeden daha ekonomik bir şekilde ideal eğitime öğrencilerine ulaştırabildi. Bu durumda akıllara böyle bir eğitim pratiği halka mal edilebilir mi sorusunu akıllara getirdi.

İnteraktif Çalışma

Hepimizin geçmiş zamanda home office çalışma, nöbetleşe çalışma, yarı zamanlı çalışma, part time çalışma, online öğrenme gibi deneyimlerimiz olsa da, bu süreçte çok hızlı bir şekilde bu tür çalışmalara geçiş sağlandı, bizleri dijital açıdan daha bilgili olmaya daha pratik olmaya zorladı. Koronavirüs sürecinin bizlere ofis dışı çalışmayı deneyimleme fırsatını sağlamasına ek olarak evden çalışma durumuna harcanan çabanın görünmez olması ile daha fazla çalışma koşulunu getirebilir. Bunun yanında yaşadığımız süreçte, bazı meslekler önem kazanırken bazı meslekler toplum tarafından güvenilir bulunmakta zorluk çekebilir.

Kamusalın Güvensizliği

Yeni hayat pratiğimizin felsefesi olan “sosyal mesafe” kamusal alanlarda toplu hareket biçimimize kadar etkiledi. Eski teslimiyetçi ve güvenli yaşamımızdan eser kalmadı. Gün boyu parmak izlerimizin birbirine değdiği kamusal alanlar şimdi bizi korkutuyor. Halbuki Koronavirüs’ün etkileri hissedilmeden önce toplu taşımada,sınıfta, kafelerde, uzun kuyruklarda temas halinde olmak güvenilir ve normaldi. Kendimizi tecrit ettiğimiz ve sterilliğinden şüphe duyduğumuz nesnelere dokunmaktan kaçındığımız çoğu kez ellerimizden şüphe ettiğimiz yeni bir dünyaya çoktan dahil olduk.

Değişen Gündelik Yaşam

İş molalarında birlikte sigara içmek, ders çıkısı arkadaşlarımızla kahve içmeye gitmek, vapurla karşıya geçmek, grupça sahilde vakit geçirmek (çim yapmak), ufak tefek sahaflarda kitap okumak, iyi fotoğraflar çekmek için yollara düşmek, festivallere dahil olmak…Gündelik hayatın bu sıradanlıkları artık uzak geliyor değil mi?

Sosyal izolasyon sırasında dünya sınıf farkı, işçi hakları, iş ve eğitim olanakları, zamanı iyi kullanabilme, her kesimin ihtiyaçları ve yaşlılık kavramı, küresellik vb. başlıklar altında, Koronavirüs sürecinin getirdiği yeni düzeni tartışmaya başladı.

http://mervezana.com/

Önem Kazanan Sosyal Medya

Online eğitimde, gelişen çalışma koşullarında, sosyal mesafeyi aşmak için kullanılan ulaşım şeklinde dijitalleşme büyük önem kazanmıştır. Karantina sürecinde en büyük eğlencemiz olan ve değişen koşullar ile ilgili haberlere daha kolay ulaşmamızı sağlayan sosyal medya en büyük kurtarıcımızdı. Dijitalleşmenin hayatımızın bir parçası olduğu gerçeğine şahit olduk. İnsanlar fiziksel izolasyonu, sosyal mesafeyi dijitalleşme ile kırabildiler böylelikle de sosyalleşme gereği hisseden parçamızı doyurduk.

Gelişen İnsan İlişkileri

Koronavirüs’ün etkileri ile birlikte gördük ki kaybetmekten korktuğumuz, sevdiğimiz insanlarla çok da vakit geçiremiyormuşuz çünkü hayatımızın hengamesi arasında onlara vakit ayırmak külfetti belki de. Ama şu pandemi süreci ile aile ilişkilerimizin geliştiğini düşünüyorum.

Mülteciler ve dünyanın birçok yerinde el yıkama imkânı ve temiz yaşam alanlarından dahi mahrum yaşayan insanlarla bağ kurabilmek, onlar için sivil toplum bazında gönüllülük faaliyetlerinde daha çok bulunmak için bir farkındalık oluştuğunu görebiliyoruz.

Dönüşen Doğa

Covid 19 süreci ile dünya çapında doğada yaşanan dönüşümler herkesi şaşırttı. Evde kalmanın bir getirisi olarak azalan ulaşım ağı ve trafik, duran fabrika çalışmaları kirlenen havanın yavaş yavaş kendini yenilemesine fırsat verdi. Azalan hava kirliliği ile birlikte 30 yıldır ilk kez Himalayalar’ın karlı tepeleri Hindistan’dan görülebiliyor.

Yıllardır milyarlarca turist ağırlayan Venedik, kanallarındaki tekne trafiğinin azalması ve pis tortuların dibe çökmeye başlaması ile sularını berraklığa, renk renk balıklara bıraktı. İstanbul’da Galata etrafından yunusların görülmesi herkesi şaşırttı ve mutlu etti.

Ancak bu gelişmelerin devam etmesi halinde gezegenimiz uzun vadede yaşanabilir bir yer olarak kalabilir. Bu süreçte anladık ki doğanın bizden öcünü alma şekli çok can yakıcı. Bunu bir daha yaşamak istemiyorsak ona saygı duymayı öğrenmeliyiz.

İleri ki zamanlarda günlük hayatımızda doğaya katkı ve hayvanlara saygı anlamında bireysel olarak neler yapabilirizi, sıfır atık yaşam tarzını nasıl benimseyebilirizi, geri dönüşümün hayatımıza entegre olabilme inceliklerini konuşuyor olacağız.

Sizlere kendi gözlemlerimden ve araştırmalarımdan yola çıkarak Koronavirüs’ün etkileri, getirileri ve götürüleri üzerine fikirlerimi anlatmaya çalıştım. Umarım sizlerin sürece farklı bir şekilde bakabilmenize yardımcı olurum 🙂

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir