İNANÇ SİSTEMİ ÜZERİNDEN EĞİTİM REVİZYONLARI

Selam millet epeydir ortalıkta yoktum. Bu uzun süreçte okumayı, araştırmayı, blog için uzun uzun notlar alıp, kendimle tartışmalar yaşayıp uzun soluklu yazılar yazmayı gerçekten çok özledim. Ve dedim ki bu dönüşü kaliteli bir konuyla taçlandırayım 🙂 Yeni biten üniversite eğitim hayatım üzerine düşündüğüm şu sıralarda karşıma çıkan ya da bir adım uzaklıktaki mesafeden resmen hissetmiş gibi elimi uzatıp hayatıma dahil ettiğim bu kitap bu yazının baş kahramanı. Kendisi Alain de Botton ‘dan “Ateistler İçin Din”.

Şu an yazdığım ve yazmaya gebe olduğum sözlere kendi zihin haritamın yol göstericiliğinde, kaynaklık edecek tek kelime ile muhteşem bir roman. Kitabın başlığı sanki insanda bu kitabı sadece ateistler okuyabilirmiş izlenimi veriyor. Ama roman inanmayan birinin dinden gelen bakış açısı ile hayatımızın birçok alanında ne kadar farklı değişimler yaratabileceğimizi anlatmaya çalışması üzerine yürüyor. İnanan ve inanmayan birçok insan için hayatlarına çok şey katacak bir roman.

Benim ise kitapta en çok ilgimi çeken iki başlık :

  • Seküler yaşamın getirileri sayesinde üniversite eğitimi ve din üzerine bilinen büyük yanlışlar nelerdir?
  • Dinden gelen bakış açısı ile üniversite eğitimini yorumlarsak ne gibi pozitif etkileri olur?
http://mervezana.com/

BİZE ÜNİVERSİTELERDE NELER ÖĞRETİYORLAR?

Seküler toplumların her şeyden daha fazla inandıkları tek şey eğitimdir. Refah içinde yaşayan, uygar ve modern toplumları yaratmanın yolunun eğitimden geçtiği inancı içlerinde hep güçlü kalmıştır.

  • Üniversitelerde verilen derslere bakıldığında bunların çoğu mesleki alanı ile ilgili teorik ve pratik bilimsel temelli derslerdir. Örneğin mimarlık öğrencilerine, ticaret ve teknolojinin egemen olduğu bir toplumda, başarılı bir kariyer yapabilmek için gerekli görülen teorik ve uygulamaya dayanan dersler verilir. Ancak üniversite tanıtım kılavuzlarında okuduğumuz, mezuniyetlerde duyduğumuz eğitim ile ilgili iddialı görüşler ve temmenniler yerini asla bulamaz. Üniversiteler sanayici yetiştirmediklerini bundan daha yüce bir amaca hizmet ettiklerini iddia ederler. Aslında üniversitelerin asıl amacı: Bizleri daha iyi, daha bilge ve daha mutlu insanlar yapmak olmalıydı.

Üniversitelerin amacı, başarılı avukatlar, doktorlar ya da mühendisler yetiştirmek değildir. Asıl amaçları, yetenekli ve kültürlü insanlar yetiştirmektir.

Viktorya dönemi düşünürü John Stuart Mill

Lakin şu konuya değinmek isterim ki, düzgün bir kültürel eğitim bizde komşumuzu sevme, insanların kalplerindeki acıları giderme arzusu vs. yaratması gerekir ama gerçekte durum böyle değildir.

Modern üniversiteler, başvuru formlarında ve mezuniyetlerde eğitim üzerine ne kadar cool sözler etseler de, öğrencilerine hayatlarını yaşarken ihtiyaç duyacakları duygusal ya da etik becerileri geliştirmeyi öğretmek için bir çaba harcamazlar. Çünkü bunun zaten o zamana kadar ki eğitim hayatı süresince yerleştiğini düşünürler. Dünyayı daha temiz daha iyi bir yer haline getirmek için çabalamayı öğretmek onları pek ilgilendirmez.

ÜNİVERSİTELERİN GERÇEĞİ ŞUDUR Kİ:

Havalı nutuklarla yaptıklarını ileri sürdüklerine değil de gerçekten yaptıklarına baktığımızda onların, kendisine dar bir alan seçip , yalnızca o alanda uzmanlaşmış binlerce mezun verdiklerini görürüz. Hayatlarının geri kalan kısmını geçirecek parayı nasıl kazanacaklarını bilmeyen ve paniklemeye hazır, kültürel donanımını genişletmiş ancak içindeki etik ve duygusal karmaşıklığı çözememiş yaşamlar yaratırlar. Nasıl yaşayacağımız ders programlarında yer alan bir konu değildir.

DEĞİŞİM İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?

  • Yarattığımız entelektüel dünyada en saygın kurumlar ruhun en önemli sorusunu sormaya bile tenezzül etmezler. Bu durumdan kaynaklanan tutarsızlıkları gidermek için üniversitelerimizi değerli bilgiler aktarmayı içeren, ancak ruhumuzu doyurmayı, onun acı çekmesine neden olan konuları incelemeyi değer görmeyen yaklaşımını değiştirerek tarih, edebiyat, felsefe gibi daha çok insan ruhu ile ilgili dersler ile ayrımı engelleyebiliriz.

Bu bakış açısı ile değişen üniversitelerde Anna Karenina ile Madame Bovary, 19. yüzyıl edebiyatı anlatı tekniklerini inceleyen bir derste değilde evliliğin gerilimlerini anlamaya çalışan bir derste okutulacaktır. Seneca’nın özdeyişlerinin Felsefe tarihinde değil de ölümle ilgili bir derste okutulacak olması gibi.

  • Üniversitedeki bölümlerde hayatlarımızın sorunlu alanlarında yaşadığımız krizler üzerine odaklanmaları istenecek. Klasik konularda verilen derslere ek olarak, yalnız olmak, iş ile ilgili sorunları çözmek, insanlarla ilişkileri düzeltebilmek, ırk-cins ayrımı yapmadan ve karşıdaki insana zarar vermeden iletişim kurmak, doğa ile barışmak gibi konularda dersler verilecek. Seküler dünyadaki gerçek sorumluluklarının farkında olan üniversite kurumları bünyelerinde İlişkiler Bölümü, Ölüm Enstitüsü, Kendini Tanıma Merkezi gibi birimlere yer verecek. Böylece her alanda donatılabileceğiz.

Böylece seküler eğitim doğrudan yararlı olan bilgileri sunarken, bizim en rahatsız edici kişisel ve etik ikilemlerimize doğrudan seslenmek için programını tekrardan revize edebilir..

http://mervezana.com/

BİZE ÜNİVERSİTELERDE NASIL ÖĞRETİYORLAR ?

  • Üniversite eğitimini dinden gelen bakış açısıyla yeniden düzenlemek sadece ders adlarını ve içeriklerini değiştirmeyi değil daha da önemlisi öğretme şeklini de yenilemek demektir.
  • Din, seküler eğitimin hiç fark edemediği basit ve temel bir gözlemi uygular. İnsanlar öğrendiklerini çabuk unuturlar ve teorik, pratik tekrar kalıcı bilginin temelidir.
  • Teologlar, ruhumuzun eski Yunan filozoflarının akrasia dedikleri, ne yapmamız gerektiğini bildiğimiz halde irade eksikliğinden, dalgınlıktan kaynaklı ısrarcı bir yapmama karmaşası yüzünden acı çektiğimizi biliyorlardı. Aslında hepimiz bilgeyizdir, fakat bu bilgeliği hayatlarımızda uygulamak için yeterli gücü bir türlü kendimizde bulamayız.

Din de tam bu noktada eğitimin temel meselesinin -seküler eğitimcilerin desteklediği gibi- cehaletle savaşmak değil, anladığımız ve uygulamaya karar verdiğimiz düşüncelerin günlük yaşantımızda uygulama konusundaki isteksizliğimizi gidermek olduğunu iddia eder.

  • Düşüncenin verilme biçimi, düşüncenin kendisinin niteliğinin yanında çok az önem taşır oldu. Böylece de modern üniversiteler hitabet sanatındaki yeteneği ve güzelliği takdir etmemeye başladılar. Gerçeğin başarılı ve kalıcı bir biçimde aktarılmasını sağlayan yöntemler yerine gerçeğin kendisiyle ilgilendikleri için gurur duydular.

DEĞİŞİM İÇİN NELER YAPABİLİRİZ?

  • Düşünceler güzel bir dille ifade edilmeli üstelik günde en az 3 defa tekrar edilmelidir. Yoksa biz o çok sevdiğimiz doğruları uygulamayı beceremiyoruz. Dikkatimizin başka yönlere çekilmesine ve tam olarak dağılmamıza yol açan hiç durmayan harekete dur demek istiyorsak, iç yaşantımızı tekrar kurgulamalıyız ve zihnimizdeki iyi düşünceleri anımsayıp canlı tutmalıyız.
  • Bilim gibi seküler düzende yeni şeyler keşfetmenin gücüne inanır. Aynı şeyleri yinelemeyi eksiklik olarak görür. Her gün bizi hiç tükenmeyen bir bilgi yığınına boğar, böylece de her şeyi unutmamızı teşvik eder. Örneğin film izlemek için sinemaya gideriz, sinema sonrası içimizi keskin bir duyarlılık, acı, heyecan kaplar. Tüm varoluşsallığımızı sorgularız kimi zaman fakat ertesi akşam filmi bile net hatırlamamaya başlarız.
  • Bize yaşama sanatını öğretmeye çalışan seküler bir eğitim kurumu yoktur. Bir örnek vermek gerekirse; Ahlak alanı, araştırma laboratuarlarında yöntemleri kesin belirlenmiş deneyler yapan profesyonellerin elinde değil de, bahçedeki barakalarda kimyasal madddelerle beceriksizce oynayan amatörlerin elindedir.
  • Ruha odaklanan bir eğitim, görevini üstlenecek en uygun adaylar olan üniversite öğretim görevlileri kendilerini diğerlerinden üstün görerek hayatla ilgili isteklerini dile getiren insanları görmezden gelirler. Dinleyicilerini büyüleme isteğini barındırmadılar, basit anlatımdan delicesine korktular ne kadar kırılgan olduğumuzu fark etmediler. Ne kadar mühim olursa olsun her şeyi çok çabuk unuttuğumuzu da hiç görmediler.

Anlayacağınız dinden gelen bakış açısını eğitime yansıtabilsek yaşama daha adapte ve güçlü yaşamlar yaratabileceğiz. Eğitim ve yaşam arasındaki keskin sınır kalkabilecek. İnanmadığımız şeylerden bile güçlü taraflar bulup yaşam şeklimize uygulayabilmemiz bence büyük bir erdem 🙂

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir