“BAŞARI İÇİN RİSK ALMAK GEREKİR” EFSANESİ GERÇEK Mİ?

Selamlarrr, uzun zamandır müptelası gibi okuduğum, resmen düşüncelerimi kırıp geçiren “Orijinaller” romanında dikkatimi çeken ve bakış açımı değiştiren bir konudan bahsetmek istedim. Okuduğum sayfalarda büyük yaratıcıların en derin deneyime sahip olması gerekmediğine, en geniş bakış açılarına sahip olmalarının yeterli olduğunu öğrendim. Başarı sahibi olmanın ilk olmakla ya da önde olmakla değil, harekete geçmek için doğru zamanı kollamakla ilgili olduğunu gördüm. Düşünün ki ertelemek konusu hepimizce büyük bir veba gibi görülürken bu kitapta bana iyi bir şey olabileceği fikri aşılandı.

Bu kitap, orijinalliğin ve başarılı olmanın risk almayı gerektirdiği efsanesini çürütüyor ve orijinallerin aslında hiç düşünmediğim kadar bize benzediklerine resmen beni ikna ediyor. Bu yazımda orijinal olma kavramından bahsedeceğim ve başarıda risk unsuru üzerine yeni fikirler göreceksiniz o zaman haydi başlayalım 🙂

Orijinallik Nedir ?

Psikologlar başarıya giden iki yol olduğunu keşfetmişler: Konformizm ve orijinallik. Konformizm, gelenekselliğin elini tutup kalabalığın peşinden gitmek ve konfor alanını korumak anlamına gelir. Orijinallik ise daha az gidilmiş yolu keşfetmek, insana ilk önce aykırı gelen ancak sonunda her şeyi daha iyiye götürebilecek yeni bir değer kümesini benimsemek diyebiliriz.

Tabiki hayatta hiçbir şey tam anlamıyla orijinal değildir çünkü etrafımızdaki insanlardan, reklamlardan, gazete köşelerinden..dünyadan öğrendiklerimiz tüm fikirlerimize ulaşır. Farkında olsak da olmasak da dünyadan sürekli fikir ödünç alırız. Orijinallik, belirli bir alanda bir nebze de olsa sıra dışı olan bir fikri keşfetme, tanıtma ve ilerletme potansiyeline sahip olmaktır.

Orijinallik, yaratıcılıktan hem yeni hem de yararlı bir şeyler yaratma sanatıdır. Yaratılan fikir büyümeye devam eder. Orijinal insanlar insiyatifi eline alır ve hayallerini gerçekliğe dönüştürür.

http://mervezana.com/

Her Şeyi Riske Atan Bir Kumarbaz Olmadan Başarılı Olunabilir mi ?

“Radikal bir başarıyı yakalamak için radikal riskleri de göze almak gerekir.” bu inanç aklımıza ve ruhumuza o denli işlenmiştir ki durup bu inancı düşünmeyiz bile. Hayatta birçok insan büyük başarılara ulaşamayacağını çünkü büyük riskleri göze alamayacağını düşünür ve böylece nice güzel fikirler heba olur yitip gider. Ya size böyle büyük bir riske girmeden başarıyı yakalamış insanların olduğunu söylesem ?

Neil Armstrong ya da Sally Ride gibi astronotları insanoğlunun bildiği ve yaşadığı tek gezegeni arkalarında bırakıp cesurca uzaya çıkmalarını sağlayan cesarete hayran olup takdir ederiz. Mahatma Gandi ve Martin Luther King gibi kahramanların bağlı oldukları ahlak ilkelerine hayatları pahasına sahip çıkmalarına hayran alırız. Steve Jobs ve Bill Gates gibi ikonları, okulu yarıda bırakıp aç kalmayı göze alıp, evlerinin garajına kapanıp idealleri için çabalarını biliriz ve onları birer idole dönüştürürüz.

Dünyadaki yaratıcılığı geliştiren, değişimin öncüsü olan bu orijinal bireylere hayranlık beslerken onların bizlerden her zaman çok farklı olduğunu düşünürüz. Hatta büyük yaratıcıların risk almaya karşı biyolojik bir bağışıklığı olduğu inancını istemeden benimseriz. Onların doğası gereği belirsizliğe kucak açtığını, toplum tarafından kabullenilmeyi umursamadığını ya da korkudan, alaya alınmaktan etkilenmediğini düşünürüz.

İş alanlarından politikaya, bilimden sanata kadar dünyayı yaratıcı fikirleri ile ileri taşıyan insanların azmin ve inancın kusursuz bir simgesi olması çok ender olan bir durumdur. Gelenekleri sorgulayıp, toplumun statiklerine karşı durduklarında, dışarıdan bakan insanlarca cesur ve korkusuz görünüyor olabilirler. Ancak, dış kabuğun altına ulaştığınızda korku, çelişki, şüphe ve bazen umutsuzlukla mücadele ettiklerini görürsünüz “aynı bizim gibi”. Biz onların kendi kendilerini harekete geçirecek başarı için gereken enerjiyi hep sağladıklarını düşünürüz ama gerçek olan başkalarının desteğine hatta zorlamasına ihtiyaç duyarlar. Büyük çerçeveden baktığımızda aslında risk almaya can atıyor gibi görünseler de riskten kaçınmayı yeğlerler.

“En iyi girişimciler en çok risk alanlar değillerdir. En iyi girişimciler, risk almayı bile risksiz hale getirirler.”

Endeavor’un kurucusu,ortağı ve CEO’su Linda Rottenberg
http://mervezana.com/

Yapılan Araştırmalar

İşletme bilimi araştırmacıları tarafından başarı üzerine çok etkileyici bir çalışma yapılmış ve üzerine iyi düşünülmüş şu soruyu sormuşlar : İş kuran insanların tam zamanlı çalıştıkları işlerden ayrılması mı daha iyidir, devam etmesi mi ? Yirmili, otuzlu, kırklı ve ellili yaşlarında olan 5000 Amerikalı girişimci,1994’ten 2008’e kadar ulusal ölçekte bir araştırma grubu tarafından takip edilmiş. Araştırılan kurucuların mevcut işlerinden ayrılıp ayrılmamalarını belirleyen şey maddi ihtiyaçlar değildi; ailesi çok zengin ya da maaşı çok iyi olan kurucuların tam zamanlı girişimci olmasını sağlayan sebeplerde bunlar değildi.

Bir anketin sonuç analizine göre mevcut işini bırakıp bodoslama iş kuruculuğuna geçenler özgüveni yüksek ve risk almayı seven insanlardı. Diğer taraftan başka işte çalışırken şirket kuran insanlar riskten daha çok kaçınan kuruculardı ve kendilerinden çok da emin olmayan kimselerdi. Eğer sizde çoğu kimse gibiyseniz risk almanın büyük bir avantaj ve kesin bir başarı getireceğini düşünüyorsunuzdur. Ancak ilginçtir ki araştırmaların sonuçları tam tersini gösteriyor. Tam zamanlı çalıştıkları işten ayrılmayan girişimciler, işinden ayrılan girişimcilere göre %33 daha başarılılar.

Başarı İçin Risk Portföyü

Eğer riskten kaçınıyor ve fikirleriniz konusunda şüphe ve kaygı duyuyorsanız kurduğunuz şirketin uzun ömürlü olması daha olası. Eğer bodoslama işler yapan bir kumarbazsanız kurduğunuz şirket daha hassas demektir. Örneğin İlk Apple I modeli bilgisayarı icat eden Steve Wozniak, Apple’ı Steve Jobs ile birlikte 1976’da kurmuş ancak 1977’ye ladar tam zamanlı mühendis olarak işine devam etmiştir. Yani kendini garantiye aldıktan ve diğer projeden emin olduktan sonra işine veda etmiştir.

Bir diğer örnek ise Microsoft’u kurmak için Harvard’ı yarıda bırakmasıyla ünlü olan Bill Gates. Gates üçüncü sınıftayken yeni bir yazılıom satmıştı ama okuldan ayrılmadan önce eğitimini tam bir yıl dondurmuştu. Doğrudan ayrılmak yerine tam bir yıl bekledi yani risk portföyünü dengeledi.

“Dünya’nın en büyük risk alıcılarından biri olmayı bırakın, Bill Gates dünyanın en büyük risk azaltıcılarından biri olarak düşünülebilir.”

Girişimci Rick Smith

İşinden ayrılmama durumu sadece başarılı girişimcilere özgü bir şey değildir elbette. Birçok yaratıcı zihin ve fikir, önemli ve başarılı projelerden çok gelir elde etmiş olsa da tam zamanlı işlerine ya da eğitimlerine devam etmiştir.

Doğamız gereği bir alanda tehlikeyi kabul ettiğimizde başka bir alanda güvenli tarafı seçer ve toplam risk düzeyini dengede tutmaya çalışırız.

“Bir insanın bir konuda orijinal olabilmesi için, o konu dışındaki tüm konularda sabit bir tutum takınmanın getirdiği duygusal ve sosyal kararlılık şarttır.”

Poloraid’in kurucusu Edwin Land

Benim başarı hakkında ön yargılarımı kıran bu fikirler umarım sizinde duvarlarınızı aşabilir 🙂

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir